Türk Futbol Tarihinin en çok konuşulan ve tartışılan ismidir. Futbolculuk döneminden itibaren başarılı olmaya alışkın bir karakter edinmiştir. Başarısızlık ve mağlubiyete dayanamayan yapısı dikkatleri üzerine toplanmasına her dönem yetmiştir.
Adana Demirspor ile profesyonel futbolculuk kariyeri başlar ve üstün performansı Galatasaray'a transferine imkan sağlar. Eline geçirdiği bu fırsatı harcamaz Milli Takımımızın önemli oyuncularından olur. Bunun yanı sıra Galatasaray kaptanlığınıda yıllarca yürütmüştür.
Fatih Terim henüz Fatih Hoca olmadan evvel tüm bu parlak kariyerine rağmen oynadığı mevkiinin göze batmayışı (libero) ve çok da meziyetleri olan bir futbolcu olmadığından kaynaklanıyor olsa gerek teknik adamlık zamanlarındaki kadar sansasyonel olmadı. Ancak futbolculuk döneminde de bir çok futbolcu gibi olumlu ve olumsuz göze batan yanları var oldu.
Fatih Terim, Pionetek ve Derwall gibi iki önemli hocanın yardımcılığını yaparken bundan faydalanmasını iyi bildi ve teknik adamlık yeteneklerinide bilgisiyle harmanlayıp Ankaragücü ve Göztepe takımlarını çalıştırdıktan sonra Milli Takım da zamanının çok önemli bir başarısını elde etti. Neydi bu? Türk Milli Takımı Avrupa Şampiyonasına ilk kez 1996 da katılmaya hak kazandı. Arkasından Galatasaray'ın başında kendisine verilen şansı da teknik açıdan çok üstün bir şekilde değerlendirmesiyle haklı olarak "imparator" lakabını kazandı. UEFA Kupası'nı Türkiye'ye getiren bir teknik direktöre her ne olursa olsun sorgusuz sualsiz teşekkür edilmelidir. Hele ki o dönemlerde Türk Futbol'u böylesine büyük bir başarılara alışık değilken kupaya söylenecek söz zaten yoktur.
Avrupa da kariyerini süsledi, beklendiği kadar başarılı olamasa da özellikle Fiorentina ile İtalya Kupasında başarılı oldu diyebiliriz. Türkiye'ye dönüşünde Galatasaray ile umduğunu bulamayan Fatih Hoca bir yılın ardından 2005 te Milli Takımın başına geçti. 2008 de gerçekten futbolun enteresan bir oyun olduğunu göstererek Avrupa Üçüncülüğü onurunu da yaşattı. Son olarak Türk Milli takımını 2010 Dünya Kupası elemelerinde hedefe taşıyamadı ve beklenmedik bir şekilde elenme hüsranı yaşattı.
Fatih Terim'in kariyerini genel hatlarıyla özetledikten sonra hakkındaki eleştirileri yorumlayalım. Kimileri ona "İmparator" lakabını uygun görürken kimileri de hiç bir yönden beğenmiyor ve her hareketini eleştiriyor.
Ben iki kanatta da yer almıyorum. Fatih Terim'in 1996-2000 yılları arasında ki başarıları kendisine imparator demeye yeterlidir evet, ancak unutulmamalıdır ki bu imparatorluk sadece teknik başarılarla kazanılmıştır. Oysa bir imparator yıllar geçtikçe daha olgunlaşır ve rahatlar. Eleştiriyi hazmetme sorunu yaşamaz, eleştirilere daha hoş şekilde cevaplar verir. Saha kenarlarında İmparator'a yakışır şekilde durur. Yanlış yönlerini düzeltmeye çalışır. Maalesef efendilik konusunda Fatih Hoca hiç bir dönem başarılı olamadı.
Adana'ya ve Türkiye'ye davranış biçimi açısından kötü örnek oldu. Yalnızca davranış yönleri açısından karşılaştırırsak Şenol Güneş de Dünya Üçüncülüğü gibi önemli bir başarı yaşattığında gayet mütevazi ve beyefendi tavırlarıyla dikkat çekiyordu. Maalesef Fatih Hoca'yı başarıları ters etkiledi. Daha "klas" tabir edebileceğimiz bir havaya bürünmek yerine davranışlarıyla ligden düştü.
Teknik açıdan özellikle kadro tercihleri çok tartışıldı. Kendi klubünde oynamayan futbolculara Milli Takımda şans tanıdı. "Türk usulü motivasyon" görselliğini öğretti çıktığı her maçta, bir çok sefer başarılı da oldu fakat kimi zaman sadece motive etmek yetersiz kalabildi. Öyle ki UEFA Kupası'nı kaldıran bir takımın as oyuncusu olarak sayabileceğimiz golcüsünü Milli takıma ısrarla çağırmayışı da mantıkla bağdaşmaz. Zenit takımı ve Fatih Tekke den bahsettiğimi anlamışsınızdır... Hiç değilse UEFA Kupası onuruna Fatih Tekke çağırılmalı ve şans tanınmalıyıdı kanaatindeyim. Çünkü kendisi kimlere böyle şanslar tanımadı ki diye sorarsak, çok isim akla geliyor öyle değil mi? Yoksa çıkardığı 11 leri fazla tartışmanın anlamlı olduğunu düşünmüyorum.
İşte olumlu ve olumsuz yanlarıyla Fatih Terim'i yorumladık. Her şeye rağmen Türk Futbol'una çok önemli katkılar sağladığını ve unutulmaz başarıların mimarı olduğunu inkar edemeyiz. Başarı ne kadar doğal ve güzelse başarısızlık da o kadar acı ve doğaldır. Yani doğal olaylar yaşandı.
Maaşı da çok tartışıldı. Burada kendisine fazla söz edemeyiz çünkü Dünya'da futbol bir endüstri lafına üzülerek katılıyorum. Üzülmeme sebep futbolun endüstri olması değil, acımasız bir endüstri olmasıdır. Bu harcanan paralarla Afrika'da kimler doymazdı ki... Türkiye'de ki işsizliğe, yoksulluğa vb sorunlara bir çok çareler sağlardı bu paralar...
Gel gör ki emperyalizm kalbimize, kapitalizm ruhumuza işlemiş ve elden bir şey gelmiyor... Kim suçlu sorusuna yüzlerce isim ve ülke sayabiliyorsak kimseyi direkt olarak suçlayamayız. Fatih Terim ve ünlü bütün futbol insanları Dünyadaki esas oyunun yani Doğu-Batı futbol maçının farkında olmayan oyuncularıdır. Halklar da çaresiz ve tepkisiz izleyicileri...