Türkiye'de siyaset sahnesine kimi zamanlar yeni kavramlar ortaya atılmıştır. Bu kavramlar kah halk tarafından benimsenmiş kah büyük tepkiler çekmiştir.
Örneğin; rahmetli Bülent Ecevit'in "halkçılık" sloganı döneminde önemli yankılar uyandırmış ve kendisini iktidara taşıyan en önemli unsur olmuştur. Bununla birlikte Marksist sol kanadın "eşitlik" sloganları hiç bir zaman barajı geçme başarısını gösterememiştir. Ya da AKP hükümeti ile gündemde oldukça fazla yer bulan ve günümüzde dillere iyice yerleşen "muhafazakar demokrat" terimi başarıyı yakalayan kavramlar arasındadır. Siyasetin sağ kanadında yer alan sadece "liberalizm" söylemi ile işlenen politikalar da hüsran ile sonuçlanmıştır. Bir başka olumsuz örnek ise ırkçılığa varan milliyetçilik akımlarıda fazla taraftar bulamamış ve unutulmuştur. Bu durumun gerekçeleri olarak iktisadi kalkınma, kişi başına düşen gsmh veya terörün şiddetlendiği ve azaldığı zamanlar etki ettiği gibi, hiç şüphesiz siyasal partilerimizin bütününde bugüne kadar maalesef göremediğimiz ama Türk Milleti'nin içinde var olan ortak mantık yapısı yönlendirici olmuştur.
Yıllardır değişen iktidarlara göz attığınız zaman tezimin açıklamasını görebilirsiniz. Yarım asırdır ülkenin başındaki siyasi partileri incelerseniz sol parti olarak belli dönemlerde başarılı olmuş olan sadece Ecevit'in liderliğini yaptığı partileri göreceksiniz ki Ecevit'de klasik sol görüşten ayrılan icraatları ile halkın sevgisini kazanmıştır. Öyle ki "Halkçı Ecevit" yeri geldiğinde "Milliyetçi Ecevit" olabilmiştir. Bu demek oluyor ki milletimizin sağ partilere yatkınlığı ortak bir siyaset mantalitesinden kaynaklanmaktadır. Bu mantık süreci kendisini Demokrat Parti'nin aldığı yüksek oy miktarı ile göstermeye başladığı günden beri aynı rutta devam etmiş, ANAP,DYP,MHP ve Refah Partisi iktidarlarına şahit olmamızla örneklerle ispatlanmıştır.
Aslında mantık yapısı yerine siyaset kültürü sözü de uygun olabilir. Milletimiz manevi değerlerine sahip çıkan orta yoldan politika yapan partilere meyillidir.
Son yıllarda siyaset sahnesi "sol" partiler tarafından ileri sürülen belki "modern milliyetçilik" olarak tanımlanan bir görüş ile karşılaşmıştır. "Ulusalcılık" deyimi bu kavramın ta kendisidir. "Tam bağımsız Türkiye" sloganı ile yola çıkılmıştır ve emperyalizm başta olmak üzere küreselleşme adı altında ülkemizin içine işletilmeye uğraşılan "sıcak para ile gelişmişlik olgusuna" karşı çıkma temeline bağlanmış gerçekten hoş bir felsefeye dayanan "Kemalist" bazlı düşünceleri ile misak-ı milli sınırlarını kayıtsız şartsız korumayı düstur edinmiş bir grup tarafından savunulmaktadır.
Yani sol kendi içinde artık tamamen bölünmüş durumdadır. "Ulusalcı sol" olarak adlandırılan bir kaç siyasi parti ve klasik "özgürlükçü sol" adıyla bildiğimiz partiler önemli farklar ile ayrılık noktasına gelmiş bulunmaktadırlar.
Halk tarafından benimsenme tarafına değinirsek, başlarda söylediğim mantalite burada da kendini göstermiş olacak ki değişim yaşayıp "ulusal sol" konumunda durmaya başlayan partiler eskiye nazaran önemli ölçüde sempatizan sayısını arttırmış ve hatta bahsettiğimiz partiler, "özgürlükçü sol" partililer tarafından artık "faşist sağ partiler" olarak nitelendirilme noktasına gelmiştir. Örnek vermek gerekirse bugünlerde TKP'nin şimdiki İşçi Partisi ile aynı düşünmesi mümkün değildir. Ya da DSP ile CHP'nin ÖDP ile pek fazla bir ortak noktası yoktur şeklinde bir önerme de doğru olacaktır.
"Türk Milleti'nin inandığı değerlere yakın düşünceler üzerinden siyaset yapan partiler oy oranlarını yükseltmiştir ve yükseltmeye devam edeceklerdir gerçeği" bu sonucu doğuran sebeplerin başındadır.
Öyle ki zamanında azılı düşman olan, birbirine tahammülü olmayan iki farklı ideolojinin insanları bugün birlikte hareket etmeyi,ortak planlar hazırlamayı bile düşünmektedirler. Burada son dönemlerde Türkiye'nin dış siyaseti üzerine moda deyimlerden biri haline gelen "eksen değişikliği" deyimini Türk Solu için kullanabiliriz kanaatindeyim. Türk Solu eksen değiştirmiştir ve bazı konularda eskiden "radikal sağ" olarak niteledikleri kanada kaymıştır.
Ulusalcılık ile Milliyetçiliğin ayrılması nerede başlar?
Buraya kadar tanımlar ve tecrübeler üzerinden ilerledik. Şimdi farkları anlatırken yorumlar ile devam edeceğiz.
Bir kere ulusalcılar çok fazla tarihsel odaklı değildirler. Tarihten kastımız Hun İmparatorluğundan başlayıp, Selçuklu Devleti ile devam eder, Osmanlı İmparatorluğu ve ardından Türkiye Cumhuriyeti ile sürmektedir. Ulusalcılık görüşü belki dar kapsamlı gözükebilir.
Türk tarihinin 29 ekim 1923 ile başlamasını ister en azından geçmişi fazla önemsemez.
Ulusalcılık, yalnızca "Kemalizm" merkeziyetli olduğunu iddia eder ancak bir kısım ulusalcı geçmişteki "eşitçilik" fikirlerinden dolayı Kemalist'liğin bazı noktalarında sıkıntı yaşayabilir. Çünkü bir zamanlar " Atatürk'e gardrop devrimcisi" sözünü layık görenlerin eksen değiştirmesi tabii ki pek kolay olamamaktadır.
AKP hükümetinin varlığından ötürü özellikle "laiklik" kavramı gündemde tutulmaktadır. Şüphesiz haklılık payı vardır ancak bir zamanlar "halklara özgürlük" söylemleri kapsamında türbana destek verenlerin içerisinde günümüzün bazı ulusalcıları da vardır.Atatürk ilkelerine yürekten bağlı olduklarını söyleyip 6 oktan biri olan "Milliyetçilik" ilkesinin savunuculuğunu Atatürk Milliyetçiliği kavramı ile yapmamaktadırlar. Eğer amaç milliyetçiliği daha modern veya günümüze entegre hale getirmek ise buna ulusalcılık yerine "ulusçuluk" demek akla daha yatkın olabilir. Yine de dönemin ütopik düşüncelerinden bir nebze olsun uzaklaşmaları ülkemiz adına olumludur. Ancak ulusalcılar Atatürk'ün batılılaşma hedefine milliyetçiler ile kıyaslandığında daha uygun bir kültüre yatkındırlar.
Milliyetçilik veya milliyetçilere gelirsek bu kavram ve savunucuları yıllardan beri aynı prensipleri savunagelen daha dengeli bir duruş sergilemektedir. Türk Milliyetçilerinin yıllardır layık görüldüğü "faşist" suçlamaları, bugün önemli oy potansiyeline sahip partilerden sadece DTP tarafından sürdürülmektedir ki faşizmi bu ülkeye tanıtan da kendileridir. Irksal ayrım bugüne kadar gündeme hiç bir dönem ayrımcılık amaçlı gelmemiş olmasına rağmen ülkemiz DTP ile faşizmi gün geçtikçe daha iyi tanımaktadır ve bu faşizm Kürtçülük faşizmidir.
Türk Milliyetçiliğine göz attığımızda "Milliyetçilik" Türk Tarihini yok saymadığı gibi onunla gurur duyan, bu topraklar üzerinde yaşamış olan herkese sahip çıkma iddiasındadır. Türk Milliyetçileri Atilla Hakan ile övünür, Alparslan Gazi ile mutlu olur, Mevlana'dan örnek, Fatih Sultan Mehmet'ten ders alır ve Atatürk ile de gururlanır. Yani Milliyetçilik tartışma duyulmaksızın ulusalcılığa göre çok daha geniş bir kitleleri kucaklamak ister. Milliyetçilik daimidir.
Fakat, sağ görüşleri destekleyenlerin içerisinde de zaman zaman oldukça zararlı boyutlara ulaşmalar sözkonusu olmuştur. Özellikle milliyetçilik fikrinin ümmetçilik akımı ile karıştırılması içinde bulunulan durumu karışık hale getirebilir. Ya da din üzerinden oy toplamaya çalışmak gerçekten çok çirkin bir davranıştır. En azından şöyle bir soru da sorulabilir: "Bunca yılda ne olduk da sağ görüşler faydalıdır diyelim" ?
İşte burada ideolojilerin seçimlerden önce oy almak için bir nevi reklam gayeli kullanıldığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Çünkü sağ partiler iktidar olduktan sonra, icraatların çoğunluğu hizmet odaklı değil çıkar odaklı olmuştur. Bu çıkarlar milletin değil rant sahiplerinin,Türkiye'nin iç ve dış düşmanlarının lehine olduğu için Türkiye hiç bir dönem gerçek manada, kalıcı biçimde kalkınma sürecini yaşayamamıştır. Kaldı ki tarih boyunca hem sağ hem de sol tarafın doğru olan düşünceleri bulunmaktadır. Sorun objektif bakamamaktan kaynaklanmaktadır. Örneğin sol partilerin yıllardır arzuladığı "gelir dağılımındaki eşitlik" prensibine hakkıyla para kazanan kim karşı çıkabilir? Veya bugün vatanını, milletini, bayrağını can-ı gönülden seven kim pkk veya dtp sempatizanları için "ya sev ya terk et" sözünü söylemez? Demek ki her ideolojinin uygun düşeceği zamanlar var olmaktadır.
Çözüm Nasıl Olmalıdır?
Daha evvel ki yazılarımda da belirtmiş olduğum gibi ülkemizin tartışılmaz değerleri vardır. Bunlardan biri de Atatürk İlkeleri olarak belirlenen prensiplerdir.
Bugüne kadar hep basit çözümler önerilmiş bunlar gerçekleştirilmiş dahi olsa yeterli neticeler ortaya çıkmamıştır.
Örneğin siyasi kapasitesi tükenmiş bir ANAP ile sendeleyen bir DP'nin birleşmesi hiç bir şekilde kimselere elle tutulur faydalar getirmez. Ya da son yıllarda oy ortalamasını yükselten MHP ile küçük bir oy potansiyeline sahip BBP'nin birleşmesi de halk açısından çok heyecanlı olmaz. Aynı durum sol da CHP,DSP içinde geçerlidir.
Burada ulaşmamız gereken Türk Siyasi Partilerinin "ortak siyasal kültüre" kavuşması olacaktır. Bu durum memleketimizin kalkınması için parti birleşmelerine nazaran daha etkili olacaktır. Siyasette, bütün alanlardan oy toplamaya uğraşan partiler vardır. Din,Milliyetçilik,Liberalizm,Laiklik,Demokrasi,Eşitlik... Bu kavramları kuru kuru dillendirmek ile sadece vakit kaybedilmektedir. Olması gereken dağları birbirine yakınlaştırmaktır. Yani şu anda ortak noktaları var gözüken ama aslında fazla benzemeyen partilerin liderlerinin bir çok konuda birlik olmaları büyük başarılar getirecektir. Tabii ki sol parti ile sağ partinin birleşmesi gibi değil fakat az evvel söylediğim "tartışılmaz değerler" konusunda uzlaşmak uygun olanıdır. Bu da Atatürk İlkeleri'nin tamamına sahip çıkarak gerçekleşir. Yalnızca "milliyetçilik" ilkesinde bir yere kadar uzlaşmak uzun dönemde yeterli olamaz.