|
Karakter boyutu :
Utku ÖZBAY
Batum, Kaboğlu ve Türk:"Balbay 9.5 Aydır Neden Tutuklu?"14 Aralık 2009, 01:17
utku.ozbay@gmail.com
Türkiye gerçekten çok zor bir süreçten geçiyor. Hukuksuzluk, haksızlık, adaletsizlik diz boyu. Bir toplumda halk, adalet için kime, kimlere güvenir? Bir toplumda adaleti-eşit bir biçimde- dağıtan hukukçular değil midir?.. Peki, hukukçılar dağıtması gereken adaleti bizim elimizden alırsa?.. Ya da toplumun “her kesimine” “eşit” bir şekilde dağıtılması gereken bu adalet, bize verilmezse ne olacak? İşte Ergenekon davasının yargıçları, savcıları tam olarak bunu yapıyor… Adalet, halka seçim zamanı odun, kömür ya da gıda dağıtmak değildir! Adalet insanı öldürmez! Adil bir toplumda; yazarlar, gazeteciler, öğretim üyeleri, siyasi parti liderleri aylarca, yıllarca neden yargılandıklarını bile tam anlayamadan hapis yatmaz. Adil bir toplumda, sadece telefon dinlemeleri ya da ‘gerçek olduğu bile belli olmayan’(şayet sahibi olduğu iddia edilen kişi öyle söylüyor) günlükler belge diye sunulup, “Alın size belgemiz, siz teröristsiniz; bu ülkede darbe yapmak istiyordunuz!” diyerek insanlar yıllarca hapis yatmak zorunda bırakılmazlar. Adil bir toplumda insanlar aylarca, yıllarca ‘kaçma ihtimali olmadığı halde” hapishanede tutulmaz. Adil bir toplumda bir dava siyasileşmez; aksine, siyasetten olabildiğince uzak tutulur. “Ben bu davanın savcısıyım” demez mesela adil bir toplumun Başbakanı. İktidara yakın, ‘yandaş’ medyaya servis edilmez telefon konuşmaları, günlükler adil bir toplumda; görülmekte olan bir davanın belgeleri sızdırılmaz yandaş basına, adil toplumlarda. * * * * * “Adaletli bir toplum muyuz?” “Yeterince şeffaf, yeterince adil miyiz herkese karşı?” Bu soruların yanıtlarını sizlere bırakıyorum… * * * * * Tahmin edildiği üzere Ergenekon davasından bahsediyorum… İlhan Selçuk’un deyimiyle ETÖ(Ergenekon Terör Örgütü)… Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’ın gazetenin birinci sayfasındaki ‘Gündem’ köşesinin kutucuğuna bakıyorum: “Mustafa Balbay 283 gündür tutuklu” yazıyor. Balbay, ilk olarak 1 Temmuz 2008’de göz altına alınmış ve sorgulamanın ardından serbest bırakılmıştı… Serbest bırakıldıktan sonra başına toplanan basın mensuplarına ne söylemişti hatırlayın: “Terör yaralısıyım!” Balbay, katledilen Uğur Mumcu’nun köşesinde yazıyordu, faili meçhul kurbanı Uğur Mumcu’nun köşesinde. Uğur Mumcu terör şehidi, Balbay terör “yaralısıydı” artık… İşte aynı Balbay, “terör örgütüne üye olmaktan” suçlanıyor ve 9.5 aydır tutuklu kalıyor… Balbay’ı 5 Mart 2009’da tutuklamışlardı; aradan 9.5 ay geçti. Kendisini yargılayan Ergenekon savcılarına: “Ben buradayım” diyordu Balbay ve ekliyordu: “Örnek nerede?” Davanın en önemli noktasını oluşturan günlükler Örnek’e aitti. Fakat Örnek sorgulanmıyordu. Balbay sorgulanıyordu! Balbay 9.5 aydır tutukluydu… * * * * * Balbay’ın bu ifadelerinin ardından Örnek ve dönemin Hava ve Kara Kuvvetleri komutanları sorgulanmışlardı ama tutuklanmamışlardı. Tabii, salıverilmeleri suçsuz oldukları anlamına gelmiyordu ama aynı durum Balbay için de geçerli değil miydi, geçerli olmamalı mıydı?.. Balbay’ın “delilleri karartma” şüphesi var mıydı? * * * * * Prof. Dr. Batum’un da dediği gibi, “paşaları bıraktıran” günlük, Balbay’ı nasıl tutuklattırıyordu? Bu adaletsizlik değil miydi? Hukuk bunun neresindeydi? Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum’un değerlendirmeleri gerçekten bu anlamda çok önem teşkil ediyor: “Yasadaki istisnai durumların varlığı halinde insan tutuklanabilir. Nedir bunlar? Makul şüphe, kaçma tehlikesi, delillerin karartılması şüphesi. Savcılık haklı olarak bu sebeplerden bir tanesi bile olmadığı için salıveriyor komutanları, mahkemeye bile sevk etmiyor. Şimdi, günlüklerde yazılı olan görüşmeleri sözümona izledi, not aldı diye Balbay’ın kaçacağını, delilleri karartma tehlikesi bulunduğu nasıl söylenebilir? Zaten bizim söylediğimiz, neden askerlerin tutuklanmadığı değil Balbay’ın neden 9.5 aydır tutuklu bulunduğudur.” Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek açısından bile yazılanların(günlüklerin) suç işlendiği şüphesini ‘oluşturmadığını’ belirten Batum, şöyle devam ediyor: “Ama aynı davada, generalleri mahkemeye bile çıkartmayan deliller, Balbay’ı tutuklattırıyor. Bu çelişkiyi anlamak mümkün değil. Bunu soruşturmanın gizliliğiyle de anlatabilmek olanaksız. Bunu hukukla anlatabilmek mümkün değil” değerlendirmesinde bulunuyor. * * * * * Hukukçular gerçekten gelişmelerden çok rahatsız ve ‘hukuk’ adına, ‘adalet’ adına çok kaygılı. Eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün açıklamalarında da bu kaygı ve rahatsızlıklar görülüyor. Türk’ün de Balbay’ın ve diğer insanların hâlâ içeride tutulduğuna anlam veremediği çok açık: “Balbay’ın konumunda olan başka kimseler de var. Rektörler aynı şekilde aylardır tutuklu ve bir karar verilmemiş. Balbay hakkında yargılamanın başlamış olması, kısa sürede sonuca varılması umudunu güçlendirmektedir. Ama bu beklentinin somutlaştırılması gerekir. Aksi takdirde daha hüküm verilmeden, bir kimsenin verilebilecek hükmü peşin olarak çekmesi gibi bir durum ortaya çıkabilir. Sonuçta beraatle, aklanma ile sonuçlanırsa o takdirde hiç hak etmediği halde aylarca tutuklu kalmış olur. Çelişkiye meydan vermemek için davanın olabilidğince kısa sürede sonuçlanması gerekir. Balbay’ın kaçması, delilleri yok etmesi, başkalaştırma söz konusu değil ki. Bu, Prof. Dr. Haberal için de söylenebilir. Balbay Cumhuriyet’i bırakıp nereye kaçacak? Deliller dosyaya girmiş durumda. Elbette yargılanabilir ama tutuksuz yargılanma da var. Mutlaka tutuklama gerekmiyor.” * * * * * Anayasanın 19. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. ve 6. Maddeleri Delilleri karatma ve kaçma gibi olasılıkların ihtimal dışı olduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu soruyor: “O zaman neden tutuluyor bunlar?” Anayasanın 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. ve 6. maddesiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’nin ‘Türkiye hakkında verdiği kararlar’a dikkati çeken Prof. Kaboğlu da şu değerlendirmeleri yapıyor: “Tutukluluk süresinin çok uzun olmasının bir bakıma tutukluluğu bir ‘ceza’ya dönüştüren, tutukluluğun ‘ceza mahkûmiyeti’ gibiymiş gibi bir sürece dönüşmesinin sözleşmeye aykırı olduğuna ilişkin kararlarını göz önüne aldığımız zaman bu durumun ciddi bir biçimde irdelenmesi, değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.” * * * * * Çanlar ‘hukuk’, ‘insan hakları’, ‘adalet’, ‘yargı’ için çalıyor. İnsanlık için çalıyor çanlar… Bu haber 698 defa okunmuştur.
|
SON HABERLERFOTO GALERİ
SİTE ANKETSON YORUMLANANLARVİDEO GALERİ
KÖŞE YAZARLARI
ASTROLOJİHAVA DURUMU
DÖVİZ
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
