|
Karakter boyutu :
Utku ÖZBAY
"Kadının Meta Olmadığını Haykırmak" ve Bir Toplumun Töre Kurbanı: Medine Memi23 Şubat 2010, 15:57
utku.ozbay@gmail.com
Lisedeyken psikoloji dersinde en çok karıştırdığım kavramlardı “duyusal uyum” ile “duyarsızlaşma”. Duyusal uyumu, “duyu organlarının uyarılma şiddetinde değişik derecelerde uyum sağlanması” olarak tanımlıyordu ders kitaplarımız. Duyarsızlaşmayı ise “bazı durumlardan (örneğin duygusal) çok etkilendiğimiz halde, süreç içinde ‘etkilenmeme’ durumu” olarak anlatıyordu. Duyusal uyum ile duyarsızlaşma arasındaki temel fark, duyusal uyumda uyarıcının belirli bir süre sonra hissedilmemesi, duyarısızlaşmada ise söz konusu davranışın zayıflamasıydı(uyarıcının az da olsa hissedildiği halde tepkilerin azalması, az verilmesi durumu). Yani bir birey, bir durumla çok kez karşı karşıya kaldığında, bireyin söz konusu davranışa tepkisini giderek yitirmesiydi, duyarsızlaşma. * * * * * Hiç de “tarafsız” olmayan, “objektif” ne anlama geliyor onu bile bilmeyen(hoş, bilmesine de gerek kalmıyor?) tarih ders kitaplarımız, (özellikle Osmanlı Tarihi konusunda yazılan yanlış ve yanlı tarih, başka yazılarda ele alınacak uzun bir konudur; biz en azından bu yazı itibarıyla konuyu Arap Yarımadası dışına taşırmayalım) Cahiliye Dönemi’nde, yani Hz. Muhammed’ten önce, Arap Yarımadası’nda, kızların, kız çocuklarının, bebeklerin diri diri gömülerek öldürüldüğünü yazıyordu, anne ve babaları tarafından… Miladî takvime göre Hz. Muhammed 610 yılında 40 yaşına girmiş ve kendisine Tanrı tarafından peygamberlik görevi verilmişti. Dolayısıyla 6. yüzyılda ve daha öncesinde, bu yarımadada kızlar “diri diri” gömülüyorlardı. Bu olay, 7. yüzyılda da azalarak devam etmişti. (Fakat aradan geçen yüzlerce yıl, daha önce de olduğu gibi, tarih kitaplarımızı bir kez daha yalancı çıkaracaktı.) “Tarafsız(!)” tarih kitaplarımızın yazdıkları bunlardı… * * * * * Adıyaman’ın Kahta ilçesinde yaşanan tüyler ürpertici olayı hepiniz duymuşsunuzdur. Medine Memi’nin hüzünlü hikâyesini okumuş, televizyonlarda izlemiş ve her yıl ülkemizde 200 defadan fazla olan bu olaya bakıp “yazık, yazık yine töre cinayeti” deyip geçmişsinizdir. Çok değil, aradan birkaç dakika geçmiştir henüz. TV ekranlarını, birbirlerini yumruklayan vekillerin görüntüleri kaplamıştır çoktan. Medine unutulmuştur; çünkü bu olay artık zihinlere “sıradan” bir olay olarak kazınmıştır. Yani Medine ölmüştür, öldüğüyle kalmıştır. Peki, genel olarak, toplumun bu olaya tepki vermemesi ve “töre-namus” adına işlenen bu cinayete artık alışması sizce normal midir?.. İşte bu, düpedüz bir “duyarsızlaşma”örneğidir! Toplum, daha önce yüzlerce kez duyduğu, gördüğü bu olayı artık “sıradan” saymaktadır. Bu gidiş, bu “umursamama” durumu, bu duyarsızlaşma, tehlikeli bir sürecin habercisidir. * * * * * İsterseniz Medine’nin hüzünlü öyküsünü en baştan anlatalım... Aralık ayında polise bir ihbar yapılıyor Adıyaman’ın Kahta ilçesinden. İhbarı değerlendiren polis, bir evin bahçesindeki kümese gömülü bir ceset buluyor: 17 yaşındaki Medine Memi’nin cesedi. Boynuna bir eşarp bağlanmış, elleri bağlı oturur bir vaziyette, 2 metre kazılmış toprağın altında. Haberi manşetine taşıyan Hürriyet gazetesinde, Gülden Aydın şunları yazmıştı Medine’ye dair: “Kâhtalı Medine Memi’yi her gün dayak yediği dedesiyle babası “diri diri” kümesin yanına gömdüğünde 17’sine iki ay vardı. Hiç fotoğrafı olmadı. Okula da gitmedi. Karakola gitti. Dayaklarından bıktığı “tarikatçı”, “kaçakçı” dedesini şikâyet için. Polisler “koruyamadı” Medine’yi. Karakoldan o çıkışı, eve son dönüşüydü.” * * * * * Tarikatçı baba ve dededen defalarca kez dayak yemiş Medine. (Şunu belirtelim, bu zihniyetlere göre Medine’nin suçu erkeklerle konuşmaktı ve cezası infazla sonuçlandı!) Zülal Kalkandelen, “Kadın meta değil!” başlıklı yazısında, kanımızı donduran bu olayı özetle şöyle anlatıyor: “… Bir defasında yine dayak yüzünden polise şikâyetçi olmuş. Yakınlarının anlattığına göre, eve gelen polisler, buldukları ruhsatsız tabancaya el koymuş. Dede ve baba tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış. Ancak kısa bir süre sonra, Medine, yine dayak iddiasıyla polisin kapısını çalmış. Bunu duyan dede ile baba, sürekli polise gitmesine tepki gösterip kızı tartaklamış. Bu sırada(dayak sırasında) Medine,başını duvara çarpıp ölmüş. Bunun üzerine panikleyen aile, bahçedeki kümesin altına açtığı çukura kızı gömmüş. Yapılan Adli Tıp incelemesinde, Medine’nin midesinde ve ciğerlerinde toprak bulundu. Bu demek oluyor ki, zavallı kızcağız canlı canlı gömülmüş…” * * * * * Baba Ayhan Memi, 10 çocuk babası. Annesi Bedriye ve babası Fethi’yle aynı evde yaşıyorlar. Dede Fethi Memi, Menzil tarikatından. Fırın sahibi olan aile, çay, kolonya ve sigara kaçakçılığı yapıyor. Medine, başı örtülü, Kuran okuyan, namazında-orucunda bir kız.(*) Medine’nin hiç görünmediğini fark eden komşuları, kızın ailesine soruyor: “Medine’ye ne oldu?” Aileden gelen yanıt: “Evden kaçtı!” * * * * * Medine’yi öldüren sensin aslında, Medine’leri, Ayşe’leri, Berivan’ları öldüren benim, biziz, hepimiziz. Duyarsızlaşan, sesini çıkarmayan, göz yuman tüm Türkiye Medine’yi, Medine’leri öldüren. Bu noktada Kalkandelen’in yazdıkları, yavaş yavaş duyarlılığını yitiren bir toplumu tekrar duyarlı hale getirmenin formülünü anlatıyor, tuhaf ironin ve çelişkilerin içinde, duyarsızlaşmanın panzehirini sunuyor: “… Siz istediğiniz kadar yüz binlerce dolar harcayıp Meg Ryan’ı getirin, istediğiniz kadar İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti oldu diye sevinin, bu tür haberler duyuldukça, insanların aklındaki Türkiye imajı bellidir. Onları bırakın; kendimizle yüzleşelim. Sizin aklınızdaki Türkiye imajı nasıl? Gerçekten, lüks alışveriş merkezlerine, güzel mekânlara, defilelere bakıp, “Ya biz çok medenileştik” mi diyorsunuz? Bana sorarsanız, töre ve namus cinayetlerinin yaşandığı bir ülke, uygar olamaz. O nedenle yetkililere diyorum ki; mesainizi türbanı kamusal alanlara sokmak için harcayacağınıza ya da kadına durmadan üç çocuk doğurmasını öğütleyeceğinize, onları sosyal, kültürel ve ekonomik hayata katacak daha büyük adımlar atın! Başbakan olarak sigara kampanyasına verdiğiniz destek gibi, her gittiğiniz yerde bu konuya da değinin. Siyasetçiler, sivil toplum önderleri, gazeteciler, kadının bir meta olmadığını anlatın bu halka!” Burada siyasetçilere, gazetecilere, sivil toplum önderlerine, basına, öğretim görevlilerine, öğretmenlere… Kısacası 610 yılı öncesi, Arap Yarımadasındakilerin zihniyetine(hoş, aradan geçen yüzlerce yıla rağmen o zihniyet pek değişikliğe uğramadı) düşmemek ve görüntüde değil, gerçekten “uygar” bir toplum olmak için... Daha fazla duyarlı bireyler olmak için hepimize görevler düşmektedir. Töre- namus cinayetleri, bu ülkenin başat sorunlarından biridir. Bu sorunu görmezden gelmek, bu sorunu diğer sorunlar gibi “halının altına süpürmek” kimseye yarar sağlamayacaktır. Bir fotoğrafı bile olmayan Medine’nin anısına saygı göstermek, ruhunu huzura kavuşturmak bu sorunları çözmekle mümkün olacaktır. ------------------------------------------------------------- (*) Hikmet Çetinkaya, Medine’nin Öyküsü, Cumhuriyet, sayfa 5, 14 Şubat 2010 Pazar. utku.ozbay@gmail.com Bu haber 1014 defa okunmuştur.
|
SON HABERLERFOTO GALERİ
SİTE ANKETSON YORUMLANANLARVİDEO GALERİ
KÖŞE YAZARLARI
ASTROLOJİHAVA DURUMU
DÖVİZ
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
